Gölbaşı :
z     z
23 Nisan 2012, 00:51
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Ferruh SİDAR

Kemalizm ve Batılılaşma Felsefesi...3

Kemalizm ve Batılılaşma Felsefesi...3

Ferruh SİDAR 

                                      

 

KEMALİZM VE BATILILAŞMA FELSEFESİ

http://www.golbasigazetesi.com/haber_oku.asp?haber=4491 http://www.golbasigazetesi.com/haber_oku.asp?haber=4525   3.bölüm  

“Devletçilik” deneyimlerle geliştirilmiş bir ilkedir. Türkiye’de yeni yeni gelişen kapitalist sınıf 20’li yıllarda elle tutulur bir sanayi kuramayınca, ayrıca 1929 ekonomik bunalımının getirdiği sıkıntıların kıskacına girildiğinde yaratılan bir yöntem. Bu ilke ile Atatürk döneminde ve daha sonraki yıllarda pek çok sanayinin temelleri kuruldu. Amaç, devletin denetim altında tuttuğu bir ekonomi değil, olanaklı olduğu ölçüde yabancı denetiminden bağımsız, ulusal bir ekonomi yaratmaya yönelikti. Böylece devlet işlerinde çalışan insanlara da düzgün konutlar, okul, sağlık hizmetleri, sosyal ve kültürel olanaklar sağlandı. Sosyal devlet işlevi de yerine getirilmiş oldu. Devletçiliğin o dönemde Avrupa’da da yaygın olduğu unutulmamalıdır. Bu ilkeden bir ölçüde ayrılma girişimlerinin 80’li yıllardan sonra geliştiğini ve halen bu yönde çalışmaların sürdüğünü biliyoruz. Yine de, gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, devletlerin milli çıkarlar nedeniyle bu ilkeden büsbütün ayrılmayacağı da bir gerçektir.

 

“Laiklik,” çağdaş devlet kuramını tamamlayan, siyasal, hukuksal ve toplumsal bir ilkeydi. Diğerleri gibi, bu ilke de Osmanlı düzenine bir tepki olarak biçimlendi. Devlet ve dinin ayrılması bakımından siyasal bir ilke olmanın ötesinde dinin, hukuksal, eğitimsel ve kültürel alandan soyutlanmasını da amaçlıyordu.  Eğitimin birleştirilmesi, medeni yasanın kabulü ve Halifeliğin kaldırılması ve benzeri örnekler gibi. Bu nedenlerle Cumhuriyet kadrolarının dine karşı olarak suçlandıklarını biliyoruz. Altı yüz yıllık İslam dininin egemenliğinde sürdürülen toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamın yerle bir edilişi nedeniyle karşıtlığın olacağı da kuşkusuzdu…

 

Bugün dönüp dönüp kıyafet devrimine ilişkin akıl almaz cümleler kuran ve “türban”a özgü simgesel yaklaşımları reddeden kişilerin 25 Kasım 1925 tarihinde “fes”i yasaklayan yasanın kabulü aşamasında nasıl kıyametler koptuğunu bilmiyor olmaları düşünülemez. Meclis içinde ve dışında şaşkınlık yaratacak biçimde tepkilere yol açan bu yasa dinci-gelenekçi ve gerici gurupları çileden çıkarmıştı adeta. Atatürk bir simgeye saldırarak hem halkın görünümünü çağdaşlaştırmak istemiş, hem de çağdaşlaşma çabalarına karşı gösterilebilecek direnmeleri kırmayı amaçlamıştı. Başka bir söyleyişle, Atatürk’ün kıyafet devrimini çarşaf yerine elbiseyi, fes yerine şapkayı getirmek amacıyla yaptığı söylenemez kuşkusuz. Bu devrimin amacı, geleneklere tutsak olmuş, değişimlere karşı çıkan kafalara, değişmenin kaçınılmaz bir toplumsal gerçek olduğunu göstermekti.

 

Atatürkçülük ya da Kemalizm’in dine karşı bir öğreti olarak algılanıp damgalanmasının nedeni, dini ve geleneği, bir siyasal güç olarak kontrol altına almış olmasından ve toplumu bu yöntemle devrimlere hazırlamasından kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi, Mustafa Kemal’in bu tavrı İslam dinine karşı değildi.

 

Aydınlanmayı Türkiye’de her yere ve herkese yaymak ve bütünsel kalkınmayı gerçekleştirmek için etkin çabalar göstermektir “devrimcilik” ilkesi. Bu ilkenin hedefine ulaşmadığı bir gerçektir. Ve bu ilke hâlâ gündemdedir... Atatürk devrimciliği altıncı ilke olarak biçimlendirirken, benimseme sürecine yardımcı olacak süreç içerisinde yeni toplumun oluşturulmasında gerçekleştirilmiş olanlara yeni devrimlerin de eklenmesi gerektiğini düşünmüştü. Devrimlerini Türk gençliğine emanet etmesinin gerekçelerinden biri de buydu. Kısa sürede yok edilmeyecek olan eski düzene bir tepki olan “devrimcilik,” o’nun en belirgin niteliğiydi…

 

Kazanımlarımızı kısaca, laiklik ilkesinin devlete temel yapılması, saltanat ve halifeliğin kaldırılması, ulus kavramının demokratik içerikli olarak nitelenmesi, insanları uyruk olmaktan kurtarıp, dil-din-ırk-cinsiyet ayrımı gözetmeden devleti kuran ve egemenliğin asıl sahibi olan yurttaş konumuna yükseltilmesi, uluslar arası ilişkilerde bağımsızlığı kısıtlayan her türlü bağın kaldırılması, İsviçre gibi Batı Avrupa toplumlarına bile öncülük edecek olan uygulamalar içeren Türk Medeni Yasası’nın kabulü, insanlığın ilk kez tanık olduğu eğitim ve kültür devriminin yapılması, hem bireyi hem de devleti koruyan bir ekonomik sistemin benimsenmesi, yazı-dil-sanat-giyim gibi üstün değerlere ilişkin devrimler biçiminde

sıralayabiliriz. Yalnızca çarpıtılmış İslami anlamaları değil, Avrupa’nın düşünme biçimini de aşan Atatürk Devrimleri için Fransa Başbakanı Prof. Edouard Herriot, “ Paşa, size nasıl hayran olmayayım, Ben Fransa’da laik bir devlet kurmuştum. Bu hükümeti, Papa’nın Fransa’daki temsilcisinin yardımıyla papazlar devirdi. Siz ise bir halifeyi kovdunuz ve gerçek anlamda laik bir devlet kurdunuz. Siz bu bağnazlık içinde laikliği bu topluma kabul ettirdiniz,” demişti. 

 Devam Edecek

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
3 + 1 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.