Gölbaşı :
z     z
01 Mayıs 2013, 22:26
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Bayram Türkmez

PERŞEMBENİN GELİŞİ PAZARTESİNDEN BELLİYDİ

PERŞEMBENİN GELİŞİ PAZARTESİNDEN BELLİYDİ

PERŞEMBENİN GELİŞİ PAZARTESİNDEN BELLİYDİ

 

     Cumhuriyet ve Atatürk karşıtları bir miktar çekince belirtisi göstermekle birlikte, Kandil açıklamasından sonra televizyon ekranlarında günlerce; saldırgan bir tavırla, artık her şeyin eskisi gibi olmayacağını vurguladı. Adları  Sıtkı ve Sırrı olan iki kişi dikkat çekiciydi bu furyada.  Kürdistan Azadi İnisiyatifi’nin kurucusu olan Sıtkı Zilan: “Kemalizm, Kürtlere ve İslâmcılara yenik düşmüştür,” derken, BDP Milletvekili Sıtkı S. Önder çığlık çığlığa, “kan içiciler, vb” gibi ağır cümleler savurdu ekranlardan. Boş söylemler olsa da, soğuk ve ağırbaşlı konuşmacılar da kendi açılarından rollerini gereği gibi sergilediler. Örneğin Numan Kurtulmuş, adına “barış” dedikleri sürecin milli bir proje olduğunu söyledi, söyleyebildi. İki veya üç kişinin bildiği, biatçiler dışında tabanı olmayan bir dayatmaya, milliliğin ne olup olmadığını bilmesi gereken bir akademisyenin bu yorumu pes dedirtti.

Aylar önce, PKK teröristleri ile kucaklaşan BDP milletvekilleri için fezleke hazırlatılmaya kalkışılırken ve gerekirse idamın yeniden düşünülebileceği vurgulanırken, birdenbire barış müzakeresine oturmak fikrini ABD dayatması olarak değerlendirenlerin, “ barış karşıtları ve kandan beslenen; vampir” olarak nitelenmesi gerçekten utanç vericidir. Dahası,  varlığını silaha ve kana borçlu bulunanlarla güç birliği yapanların kurdukları bu tür cümleler ürkütücüdür…

Akılla çelişen “milli proje” söylemi, başlangıçta Ilımlı İslam, daha sonra da BOP Eş Başkanlığı dillendirilmesinin hüsranla algılanmasının bir sonucudur. Ki, bu durum AKP iktidarı ile birlikte gündeme gelmiştir. Oysa Kemalizm’i yendiği söylenen Kürtçü ve İslamcı kanadın temsilcileri, Batı’nın koynundan, kendi yandaşlarına yıllar önce bu günleri muştulamıştı. Aşağıdaki söylemlerin Yaşar Kemal ve Abdullah Gül tarafından aynı süreçte söylenmesi rastlantısal değildi kuşkusuz.

1995 yılında, Yaşar Kemal, haftalık Alman dergisi “Der Spiegel” için özel olarak ele aldığı makalesinde Türkiye Cumhuriyeti’ni yerden yere vurarak, “Kürtler bağımsız bir devlet istiyor, bunu istemek onların en doğal hakkı değil midir?” diyerek, amacın ne olduğunu ilan etmişti. Türkiye’de 23 Nisan 1923’ten itibaren Kürtler üzerinde dayanılmaz bir baskı sistemi kurulduğunu, Kürtlerin dil ve kültürünün yok edilmeye çalışıldığını, bunun da bir insanlık suçu olduğunu dillendiren Yaşar Kemal,  bu günlerde yaşamış olduğumuz gelişmeleri sıralayarak, bu suçların 21. Yüzyılda teker teker gün ışığına çıkarılıp yargılanacağını, “bu davanın alışıldığı gibi mahkemelerde görülmeyeceğini” vurgulamıştı.

Yine aynı yıl, her fırsatta inançlarına göre yaşayamadıklarını iddia eden, İslam’ın dünyevi düzeni de içerdiğini vurgulayan (o dönemin) Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül, İngiliz The Guardian Gazetesi’ne verdiği demeçte: “ Türkiye’de Cumhuriyet’in sonu geldi, laiklik sistemini kesinlikle değiştirmek istiyoruz,” demişti.

Bugün uygulamaya konulan projenin gelişi Çarşambadan değil, yukarıdaki açıklamalardan ve aynı yıl; 1995 de, Mesut Yılmaz’ın: “Bosna da ve Kuzey Irak’ta, ABD başta olmak üzere büyük devletlerin parmak izlerini taşıyan çözüm planları seziliyor...” deyişinden de anlaşılacağı gibi Pazartesinden belliydi.  01.05.13

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
3 + 4 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.