Gölbaşı :
z     z
01 Mayıs 2017, 18:18
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Bayram Türkmez

Korkutan Sistem

Korkutan Sistem

 

                                                                KORKUTAN SİSTEM                                                     

 

     Venezuela’da yaşanan gelişmelere kafa yorarken, haftalar öncesinde; başkanlık tartışmalarının alevlendiği günlerde, kimi uzmanların Başkanlık Sistemi’nin ABD’de hangi gerekçelerle başarılı olduğunu dönüp dönüp -sabırla- anlattığı zamanları yeniden anımsadım. “Güney Amerika’da da başarılı örnekleri var,” diyerek yönetim biçiminin yaygınlığını savunan bazı bilgi saptırıcı adamların da doğal olarak sesi çınladı kulaklarımda.

 

     Venezuela’da seyreden birtakım sorunların yanında Yüksek Mahkeme’nin 29 Mart’ta aldığı kararla -muhalefetin çoğunlukta olduğu- Ulusal Meclis’in yetkilerini devraldığı yönündeki açıklaması felaketlerin önünü açmış görünüyor. 7 Nisan’da Muhalefet Lideri Henrıque Capriles’e 15 yıl siyaset yasağı getirilmesi,  Savunma Bakanı V. Padrino’nun Devlet Başkanı Maduro’ya ordunun kayıtsız şartsız bağlı olduğunu bildirmesi ve nisan sonuna doğru ölüm sayısının otuzu bulması yaşanan bunalımın şimdiki satırbaşlarıdır.

 

      Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun verdiği, Amerikan Devletleri Örgütü’nden ayrılma talimatı da ayrı bir konu. Simon Bolivar’ın hayaline eş değer bir Batı Yarımküre Birliği midir? Bilinmez. Fakat ADÖ elçilerinin; Meksika, Brezilya, ABD ve diğer 13 ülkenin Venezuela’daki durumu ele almak için yapacakları Olağanüstü Dışişleri Bakanları Toplantısı önem arz ediyor...

 

     Yukarıdaki gelişme azınlık hükümeti durumunda kalan başkanların -tip modelde- genellikle yaşayıp yaşatacağı bir gerçek. Uzmanların anlatımıyla; “ABD modelinde rastlanmayan; yasa gücünde kararname yapma, kanun önerme, kanunları referanduma sunma, anayasa değişikliği önererek

 

- demokratik niteliği zayıf- halk oylamasına götürme gibi yetkileri vardır başkanların. Ve bu durum, onların anayasal yetkilerini kullanarak meclisi işlevsiz hale getirmelerine olanak sağlıyor ister istemez...”

     Başkanların aşırı güçlenmesine neden olan bir başka hal ise, “başkanın siyasi partisinin çoğunlukta; baskın parti konumunda olmasıdır. Meksika örneğinde olduğu gibi, başkanın parti çoğunluğunun elindeki yasama organı -gönüllü olarak- gücü başkana teslim edebiliyor. Zayıf yasama ve yargı organlarının ve tam demokratikleşmemiş aşırı başkanlık yetkileri kullananların oluşmasını destekleyen; Latin Amerika’da ve Afrika’da çok net gözlemlenen kimi (tarihi-kültürel) davranışsal özellikler ve kurumsal dinamikler de mevcuttur. Bunların başlıcaları, partilerin yanaşmacı (siyasi sadakat karşılığı çıkar dağıtıcı) yapıları, başkanların ekonomik kaynakları kontrolün tekeline sahip olması; özellikle bütçe ve vergi kanunu gibi yasaları önerme tekeli, kamu kaynaklı harcamaların tüm kontrolü, yine başkanların yasama adaylarının seçiminde tekele sahip olması…”

 

     Gerçek demokrasi konusunda puanlanan 49 ülke arasında yalnızca 6’sı (ABD, Güney Kıbrıs, Palau, Kosta Rika, Şili ve Uruguay) başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Otoritelerin bakışıyla aktarırsak eğer, “Bu ülkeler içinde en istikrarlısı ABD’dir. Kuvvetli yargı bağımsızlığı ve -yasama başka partinin yürütme başka partinin kontrolünde- bölünmüş hükümet ile şekillenen bir kontrol-denge sistemi, disiplinsiz; ideolojik ayrışmaları ve kutuplaşması düşük, iki parti arasında iktidarın paylaşımı ve el değiştirmesine açık bir yapı.

 

      Diğerlerine gelince, “Güney Kıbrıs ve Palau oldukça küçük ada ülkeleridir. Bu yönüyle başkanlık sistemine yönetim kolaylığı getirdiği düşünülebilir. Geri kalan Latin Amerika ülkesi olan Uruguay, Şili ve Kosta Rika diktatörlük geçmişinden uzun mücadeleler ve bedeller sonucu kurtulabilmiştir. Demokratikleşmelerinin anahtarı ise; kutuplaşma seviyesinin düşmesi ve koalisyon hükümetleridir.”

 

 27 Nisan 2017       

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
4 + 1 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.